MASAJIN DOĞRU ADRESİ
  SAKIZLI KAHVE
 

 

SAKIZLI KAHVE
 
-Eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin;
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin ?”
 
                                                        
Bülbülün ötüşü yarı açık pencereden net gelmiyordu; pencereyi aralamak için ayağa kalktığımda daha önceleri hiç bülbül sesi duymamış olduğumu fark ettim.O zaman ne diye bu sesi bülbül diye tanımlamıştım ? belki bülbül değildi ,neler olmadığını biliyordum oysa karga,serçe,ördek, tavuz kuşu , martı, deve kuşu değildi.Olmadıklarını bilmek en azından ne olduğunu bilmemenin ağırlığını hafifletiyordu. Kanaryada değildi , muhabbet kuşu da değildi, puhu olmadığını da biliyordum . Seçenekler azaldıkça bilmesem bile ne sesi olabilirliğine ilişkin tahminlerimin doğruluk oranı artıyordu ama emin olmak için yetersizdi bu da.
Doğanın taşıdığı bir ses değildi bunu da biliyordum; kafese kapatılmış , doğaya ait olmayacak kadar yanık bir sesti.Yapılarla sıkıştırılmış ruhuma bir ufak ışıltı veren ses tutsak bir sesti içimi acıttı bunu düşündüğümde.
“Benin sorununda işte tamda bu”
Anı yaşayamayacak kadar kendi acılarıma dönük yaşıyordum yaşamı,belki boşanamamama , önündeki engellere takılıp düşmelerime de bu bakışım neden oluyordu. Her karar verdiğimde “ bu son olacak” diyorum kendime bu gecede olduğu gibi ama bir bülbül sesi / beklide değil / gelip beni gene tökezletebiliyor.
“Ya değilse”
Aldığım kararların doğruluğunu her ne kadar sorgulamıyorum desem de yaşamda tekken aldığım (şimdi yanlış gelen bu karar) o tekliği ikiliğe devşirme kararından sonra bırakamadığım sigaram gibi beni kendine bağımlı kılan dört çocukla birlikte eş olarak seçtiğimde mi bağımlılığım oldu;Belki de koruyucum; Durmadan sorguluyorum kararlarımı.
Karar: alınmış, yaşama geçirilmesi beklenen sonuç;Ama her an işte durmadan yeni kararlara çıkan kapılar açıyor önüme .Bitmeyen düşler zincirinde kayboluyorum. Düş olduğunu bildiğim ama asla uyanamadığım düşümün ortasındayım uyanık halimle…
Pencereyi açtığımda içeri dolan sesin arka bahçeden geldiğini fark ediyorum ‘kafesinden kaçmış bülbül’ diye tanımlıyorum artık onu .Bu sesin sahibinin neyle tanımlandığını bilmiyorum  ama o ses benim için artık ‘kafesinden kaçmış bülbül’ . ‘Kafesinden kaçmış bülbül’ sesiyle birlikte içeri yeni söndürülmüş balkon sefası, kızgınlıkla yarıda kesilmiş sevişme ; üst katta ki öğrencilerin yaptığı çubuk makarna kokusu  içeri doldu. Birde gecenin rengini sabaha doğru açan sakızlı kahve kokusu.
Bu koku her zaman salaş bir kahvede içilen sevişme tadında kahveleri anımsatır bana : Az kahve, az aşk, az hüzün ,az dokunmanın keyfi,az bilgece bir yaşam bakışı,az entellektüelizm, az isyana ramak kalmış kinli bakış, az yaralı bir yaşanmışlıklar….
“Sakızlı Kahvenin içme sürecine bir ömrü sığdırabilirsin istersen” demişti bir arkadaşım;gülüp senin tuzun kuru sen daha çok şeyde sığdırırsın istesen o hüplettiğin fincanın içine diye düşünmüştüm. Kararlarımın durmadan karşıma çıkışı gibi  inkar ettiklerim  de karşıma kabul edilir olarak çıkıp duruyor.
İşte şimdi olduğu gibi ufak ayrıntılar kaçış alanım oluyor kendimle boğuluyorken dışardan bir ses dahi boğulma anıma dair kaçamaklarım olabiliyor.Kendimi sorgulamaktan yada sorunumu çözmekten korkuyorum belki de.
“Belki de”
Ne kadar benden ayrık bir cümle “belki de”,” bizzat o” diyemiyorum,düşüncelerimi dahi analizlerde kendime yabancılaşıyorum.Bu “benim sorunum değil” kaçış anı hiç değil kendime ait olanı bile kendimden ayrık ele almamın örneği.
 Düşlerime sığınıyorum, basit formüllere: yeni bir ev , iş, bol para , birden ortadan kaybolan eski eş veya birden kapıda belirip onca sorun dediğimi yitik yıllarımı bana yaşanmamışlıklarımla, özlemlerimle geri verecek sihirli değnek sahibini bekliyorum.
Kaçmak istediğim ; durmadan bana kendime küstürten , beni sadece statükosunun aracı gören ve sevdiğinden her an şüphe duyduğum, bir kez olsun ben istedim diye benle sevişmeyen ,beni kendine boşalım aleti yapan bu adam değil; Kaçmak istediğim tanımlayamadığım bülbül sesi, birde istedikçe içemediğim sakızlı kahve tadı olabilir mi ?
İnsan yaşadıklarından mı kaçar yoksa yaşamadıklarından mı? Yada aradığına itilme anı mıdır kaçış?
Peki dün yalnızlığını birden kesintiye uğrattığın, kendine ortak kıldığın kişiyi yanında sadece bir süre damızlık olarak taşımak mıydı tüm amacın. Şimdi ne de rahat böyle düşünebiliyordum ama dün en ufak ona gelecek söz için gözler oyabilirdim . Dört çocuğu başkasından arzulamamıştım genetik kodlamalarım bile onu arzulamış doğru olanı o belirlemişken beni ondan uzaklaştırıp bu noktaya itenler nelerdi.Bu neler mi bahanem olacak peki,sevgiyi yitirmem asıl etmen olamaz mıydı, belkide genetik sonuçları almış misyonumu tamamlamıştım.
Seçen bendim; seçilen olarak maskelenmiş bir yüzle seçmiştim gelecek tohumlarımı yumurtalarıma konuk edeceğimi belirlemiş spermlerini almış yeter sayıda varlığı  geleceğe salmış döllemiştim yumurtalarımı, her biri sağlıklı bireyler olarak yaşama akmışlarken kendime ne yaptığımı mı düşünmeye başlıyorum .
“Doğa için yaşadım ben, kendimi yaşayamadım” mı yeni bahanemdi; bunu mu kendime söyleyecektim.Ucuz gazetelerin köşe yazarıyım sanki inanmadığım okuduğumda dahi ikna olmayacağım gerekçelere boğuyorum kendimi.
“Yasalar hazırlanırken bana sorulmadı” diye “yasa tanımaz “ mı olmalıyım.Bunu şimdi kendime neden dedim, ne ilgisi var tüm bunların bülbülün sesini duymak için pencereyi açtığımda içeri dolanlarla yada bülbülle ne ilgisi var ,boşanma çabamla da ilgili olmadığını biliyorum.
Dahil edilmemişliğimi mi ,bilinçsizliğimi mi bahane edecektim şimdi ayrılık gerekçeme ama ben ayrılık kararımı sorgulamaya ne zaman geçmiştim . Ne yapmalıyım ayrılma sürecinde ve sonrasında kafamı kurcalarken ayrılığa gerekçe bulma çabam nerden çıktı şimdi. Beklide tüm sorunum bu ben ayrılmak istemiyorum. Korkularım mı buna engel dışarının çirkinliklerine daha mı bir katlanılır içerisi.Alternatifin kendisi koca bir kabussa damızlık neden bırakılır damızlık süreci bittiği için mi? ” Aşk” bittiyse bunun gerekçesi oluşturulamaz mı?
“Ama biz bunu sevgiye dönüştürdük”
Ucuz köşe yazarları gibiyim daha iyiyi aramıyorum köşedeki bakkala kendimi tanıtmayı zafer sayıyorum .Ben kendimin köşe yazarıyım ,yaşama sığınmış kentin dört yapraklı gazetesinde köşedeki bakkala kendini bir şey sandırma telaşlı gazeteciyim.
47 yılı bir masa başında oturarak ta geçirebilirdim ,kızgınlığımı mutfakla- yatak odasına yüklemem neden .Kaç gündür bunu da düşünüyorum. Dört yıldır  kendimi sadece mutfağa mahkum edip yatak odasına hayır diyebilmek için topladığım cesaretimin beni getirdiği yer mutfak olmuştu ; aslında serbest dolaşım alanlarımın bir kalesini bırakmış sadece mutfağı direniş kalesi seçmiştim.43 yaşıma kadar uğradığım tecavüz değil de neydi son çocuktan bugüne damızlığımdan ayrılma süreci başlamışken hiçbir zaman kendi rızamla sevişmiyor olmamı hangi yasa tecavüz olarak tanım dışı bırakabilir. Buydu demek ki beni “Yasalar Hazırlanırken Bana Sorulmadı” düşüncesine götüren. Tecavüzü erkek egemen bir anlayış mı tanımlayacak ve bunun üzerinden acılarım mı hafifleyecekti.
Korkularımı kahve azaltabilecek mi bilmiyorum ama canım müthiş sakızlı kahve içmek istiyor salaş bir köşede verdiği tüm imgeleri yaşayarak…Belkide sadece bu boşanmamın gerekçesi illa bir gerekçe olacaksa .
Güray Yalıncak  
www.gurayyalincak.com
 
  16694 ziyaretçi  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=