MASAJIN DOĞRU ADRESİ
  DOKUNMAK
 
DOKUNMAK
 
 
Kadırga koyuna doğru giderken ,ağaçların arasından kendine yol açarak denize akan rüzgarı motorumla kesiyorum.İnce bir çığlık kalıyor geride; her akımı yardığımda içimde ince bir sızıyla motorumun tekerleklerine yaklaşıyorum; gittikçe.Bedenimle bütünleşmiş bir ağırlık var arkamda,rüzgarın çığlıklarını duyuyor olmalı diyorum, ürperiyorum utancımdan;belimden aşağı inen sıcaklık kasıklarımın arasında yok olup, içe doğru yayılıyor.Kor bir ışığın izinden aydınlanıyor yollar .Gözlerimden çıkan aleve yenik düşsem Assos’tan Midilli’ye uzanan bir köprü olacak yatağım, mavi çarşafla bezeli.
 
Köpek havlamaları zeytin ağaçlarının arkalarında yapılar oluğunu gösteriyor.Yoldan ne kadar dikkatimi almamaya çalışsam da köpekler hep bir ürperti katıyor bu anlarıma aklımın bir köşesinde kaçma var,bir köşesinde yumru,yumru gözleriyle doğum anları.Ani bir karartı geçiyor önümden ön fren diski ve arka frene diski yanık bir koku bırakıyor.Sarsılıyor motor.
“Geldik mi?”
“Henüz değil,uyuyor muydun?”
“Dalmışım”
Sol Yanımda kalan bacağını okşuyorum, kendimi az geriye kaydırıyorum göğüslerini ve bacaklarının sıcağını hissetmek için.Ani frenle üzerime binen o sıcaklığı seviyorum .Uykusuz ve yol bu kadar karanlık olmasa her dakikada bir ani fren yapacağım.Ani Frenleri ve kasislere sert dalmayı seviyorum arkamdaysa eğer.
 
Uzanıp Şişe yerinde mi diye sırt çantasına dokunmak istiyorum kendisine sarılmak istediğimi sanıp sıkıca kucaklıyor.Koltuk altlarımda kalan kollarını sıkıyorum pazılarımla sıcak gevşek deli bir vücut motorumla bütünleşmiş oynuyor sanki altımda şu an. Kaskımı kaskına çarpıyorum öper gibi.Anlıyor gülümsüyor.Gülüşü denizde bir ışıltıya neden oluyor,yol kıvrılıyor.
 
Karşı adada bir yerlerde kesin bir dostun anıları vurdu bu gülüşe diyorum,içimden geçen ürperti rüzgarın çığlıkları mı.Biberiye,defne ,zeytinyağı kokuları genzimden kayıyor,motor yolda.Bir yerlerde sabun yapıyorlar diyorum ,kollarını iyice dolayıp sarılıyor.Bir şey dediğimi duydu belki ama anlamadı gecenin sessizliğini bir motorun sesi birde rüzgarın çığlıkları bölüyor.Uyuyor olmalı.
Sahil yoluna ince bir yolla giriliyor ve dik bir rampa karşılıyor sizi,vitesi küçültüyorum elim debriyajda yumuşatıyorum iyice,sarsılsın istemiyorum.İkinci vitesle düzlüğe geldiğimde hava birden değişiyor ciğerlere basınçla doluyor oksijen,yol genişliyor deli bir denizin kıyıyı dövüşü ve olabildiğine açık kumsal karşılıyor .Uzakta tek bir kulübenin ışığı yanıyor kapısında “bir milyoncukcu ”ulardan alınma  üstüne ejderha resmi olan ışıklı sepet asılı kırmızı fener gibi yanıyor.Dost Kapıda bizi bekliyor.Mavi gözleri farda daha bir ortaya çıkıyor.Havlıyor koşmak gelmek için zinciri zorluyor.Dostun sesiyle nerdeyse atlayacak arkamdan .
“Aaa! Dost bizi bekliyor”
Hayvanlara insanların en benzer noktaları bu olsa gerek temas kurma özlemi.
Dostun sesinin ardından kulübeden bir ışık yanıyor;
“Ne var kızım ne oldu bekle geliyorum”
Akşamdan yüklendiği efkarları kapının sütununa dayadığı koluna yüklemiş bize bakarken ,motorun durmasına fırsat tanımadan arkadan ilk inen gene o oldu.
“canım ,köpekçiğim benim”
Kollarını dostun boynuna dolayınca kaskın hala kafada olmasına şaşkın bakış atışı ile farda beliren yüze bakıyorum ,yolun yorgunluğu ve yılların getirdikleri göz altlarına ince bir dilim gibi dizili duruyor.
“acil göz altı masajı yapmalıyım diye düşünüyorum”.her dokunuşumda bedenine daha bir yaklaşma isteği duymuşluklarım aklıma geliyor içimden gene o kor geçiyor.
“naber dostum “
diyorum kapıya yaslı elin sahibine.
“Ne o rüyanızda mı? Gördünüz len Kadırga koyunu”
“Uyuyabilsek göreceğiz ama nerde aha bırakmadı ki dostu özlemiş”
“Ne o geceyi sırtlamışsın gene”
“deme ya akşam bir şiir düştü uyutmadı,az önce denizin sesine yenik düştüm,oğlum bu kız hadi manyak bu fırtınada ne motoru bu saatte “
Doğru ya saati o dakika fark ediyorum daha güneşin doğmasına 2 saat var.
“şişe yerindedir umarım” iç sesimi dışarıdan dillendirmiş olmlalıyım.
“hadi oğlum ya  Çiftliğindir o şimdi şarabımı dur peynir çıkarayım sabah kahvaltısına ne kaldıki bak açıldım şimdi”
“hemde ‘Boğa Kanı’ bu”
“deliler ya”
“bir merhaba de”
“itle oynayacağına deseydin, bana değil ona sarıldın ilk”
“aman ya sizde”
“hadi kızım  getir … akıllı kızım benim”
Az önce arkamda mayışık oturan o değil sanki denize doğru Dostla koşuşuna bakıyorum ,ufak bir dal parçasının getirdiği bir mutluluk mu yoksa dokundukça çoğalan bir özlemeliğin getirisi mi bu.Peki dokunmayı besleyen ayrılıkların kendisiyse ayrılıklar çok mu kötü.
“çekim yasası bu”
deniz alıp getiriyor sesini,nerde olsa duyacak içimdeki sesleri ve illa yanıt verecek.
“dokunmanın çekim yasası “diyorum.Rüzgara karşı bağırarak tekrarlıyorum sesimin ulaşmadığını bilerek
“dokunmanın çekim yasası”
peynir,domates,kaz dağlarının kekikleri ve zeytin yağından bir karışım, ince dilimlenmiş köy ekmeği,kırmızı şarap,sofraya serili sabaha doğru sıcak, sıcak hazırlanmış bir şiir ve dokundukça çoğalan bir özlemle oturuyorum sofraya .Dizlerime kurulu başını okşuyorum , o dizine yatmış dostu okşuyor,şairin kibar çocuğu bizlere bakıp gülümsüyor son odununu şömineye atarken.
“siz dokunun birbirinize ben odun getirecem”
Guray Yalıncak
www.gurayyalincak.com
 
  16694 ziyaretçi  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=